Algı Herşeydir

Algı Herşeydir

Algı insan ve hatta hayvanların hayatında o kadar önemlidir ki “Algı herşeydir” dersem abartmış olmayacağımı düşünüyorum.

Algı nedir” sorusunun cevabına baktığımızda “Uyarıcıların duyu organlarına gelmesi ve algılanarak beyne gönderilmesi ile beyinde değerlendirilmesi neticesinde oluşan netice” olduğunu görüyoruz.

“Uyarıcılar” denen şeyler de bizim gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz, burnumuzla kokladığımız, dilimizle tattığımız, derimizle hissettiğimiz şeyler. Buraya kadar her şey normal bir sorun yok.

Kötü haber şu ki: İnsanlar bu duyu organlarının kandırılabildiğini, yanıltılabildiğini keşfettiler!

Bundan sonra ne mi oldu?

  • “Balıkları avlamak için artık solucana lüzum yok” dediler; “Tüy koyarız oltanın ucuna, balık bunu solucan zanneder, ham yaparken avlayıveririz onu!” dediler ve çapari diye bir şey icat ettiler!
  • Eskiden çiçek özlerinden üretildiği için çiçekler gibi kokan parfümler yerine, laboratuvarda parfümler üretilmeye başlandı. Böylece çiçek gibi kokan, ama aslında çiçekle alakası olmayan nurtopu gibi parfümlerimiz oldu.
    Çiçek özlerinden üretilenlere de “Hacı yağı” deyip aşağıladılar ki onlardan uzak duralım. Böylece onların laboratuvarda ürettiklerini kullanalım ve onları daha zengin edelim…
  • “Bu sebzeler-meyvelerden daha çok verim alalım, daha çok para kazanalım!” dediler. Yediğimiz sebze, meyve hatta hayvanların genetiğini değiştirdiler. Böylece organik olduğu için kurtlu, yamuk yumuk köy meyveleri yerine kocaman, etli, sulu, tatlı harika elmalarımız, armutlarımız, üzümlerimiz oldu. Çok güzel görünüşleri vardı, çok lezzetliydiler. İnsanlar da almaya, yemeye başladılar. Çünkü bu elmaların görünüşleriyle gözleri, tatlarıyla dilleri kandırılmış, beyinlerinin yanlış algılaması sağlanmıştı. Lakin bu güzel meyvelerin küçücük (!) bir kusurları vardı, kanserojen idiler!

Sevgili dostlar. Bu örnekler gibi milyonlarca örnek var. Yazıyı uzatıp sizi sıkmak istemiyorum. Maalesef algılarımız kötü niyetli mahluklar tarafından oynanabilen şeyler. Duyu organlarımız da “kandırılabilen” organlar! Fakat ne yazık ki insanlar bu gerçeği kabul etmekte çok zorlanıyorlar ve çoğu kabul etmiyor! Bunun sebebi de “kandırılmış olmak” halini kendilerine konduramamaları. Bu yüzden de çoğu insan “kandırılmışım” diye kabul edip yanlıştan döneceğine, “ben doğru görüyorum” deyip yanlış davranmaya devam ediyor!

Hele bir de “Gözümle gördüm” lafı var ya, beni benden alıyor 🙂
Sanki gözün çok muteber bir organ! Seni hiç kandırmadı, yanlış algılamana sebep olacak görüntüler göndermedi beynine! Gözüne bu kadar güven, itibar neden yani?!

Halbuki gözünün ne kadar kandırıkçı bir organ olduğunu anlaman için içtiğin çayın içindeki kaşığa bakman yeter! Sağlam kaşığı sana kırık gösteren gözüne bu kadar itibar etme!

Peki, tamam Veysel bey ama kandırılıp kandırılmadığımı nasıl anlayacağım? diyenler; ofisime sohbet etmeye gelmek için randevu almakla doğru algılara doğru yolculukları için ilk adımı atabilirler 🙂

Aha size iletişim bilgileri. Hayatınızı daha güzele götürecek adımı atmak için başka ne istiyorsunuz?!!:  İletişim

algı, algı yanılması, göz aldatması

Algı

Algı

Algı, bence bir çok mevzuda en mühim mesele. Çünkü bir durum hakkında verdiğimiz karar “ne olduğu“ndan çok, “ne algıladığımız” sonucunda oluşuyor. Peki acaba kaçta kaçımız “Doğru şeyi mi algılıyorum acaba?” diye algısına şüpheyle yaklaşıyor, sorguluyor!
Meşhur bir laf var ya: “Gözlerimle gördüm!” diye. E senin gözlerin çaydaki kaşığı sana kırık gösteriyor! Kaşığı çaydan çıkardığında görüyorsun ki kaşık kırık değil! Demek ki gözlerin seni aldatmış! Demek ki gözlerin seni bazen de olsa aldatabiliyormuş!

Hal böyle iken, seni bazan aldattığını bildiğin gözlerine bu güven neden?!! Yanlıııış. Her gördüğüne inanmamalı insan…
Hatta insanın ötesinde hiç bir canlı “gördüğüne” inanıp “balıklama” dalmamalı. Nitekim milyonlarca balık, aslında tavuk tüyü olan çapariyi ona yem diye gösterip aldatan gözlerine itimat ve itibar edip inandığı ve mevzuya balıklama daldığı için oltaya yakalanıyor! Bu hatalarının bedelini de canlarıyla ödüyor milyonlarca balık…

Nitekim gözlerin bu çay kaşığını kırık göstermesi olayı Descartes‘a “septisizm“i kurdurmuş!

Gözlerin bizleri (bazen de olsa) aldattığını gösteren ilginç bir resim paylaşıyorum sizinle:

algı, algı yanılması, göz aldatması

Bu resimde kaç ceylan var ben saymakta çok zorlandım! Siz sayabilecek misiniz bilmiyorum. Peki ulaştığımız sayının “gerçek” sonuç olduğun emin olabilir miyiz? Ulaştığımız sonuçtan “eminiz” dememiz doğru olur mu?  Kendime adıma, ben ulaştığım sonuçtan emin olamam; bu sonuçtan “eminim” diye iddia da etmem.

Hülasa el kelam: Algıladığınız şeylere dikkat edin! Her algıladığınız şeye “gerçek” muamelesi yapmayın (bence)  🙂

 

Kişisel gelişim istanbul yaşam koçu algı yanılması, göz yanılması algı hataları.

inci, inciler

İyilik-Kötülük

İyilik-Kötülük

William ShakespeareSocrates, Sokrates

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

William Shakespeare demiş ki: Aslında hiç birşey iyi veya kötü değildir. Her şey bizim onlar hakkında düşündüğümüze bağlıdır.

Sokrates de demiş ki: Kimse bile bile kötü değildir. Her kötülük bilgi sanılan bir bilgisizlikten gelir.

Düşüncelerimiz, algılarımız zihnimizin kişilerin, olayların hakkında iyi-kötü şeklinde hükümlere ulaşmamızı ve etiketlememizi sağlar. Aynı kişiler, olaylar hakkında farklı kişilerin farklı yargılara ulaşmasının sebebi budur.

Bu bilgiyi kullanarak kişiler, olaylar hakkında hükümlerinizi, fikirlerinizi, hislerinizi değiştirmenizin mümkün olduğunu biliyor musunuz?
Evet, bunu yapabilirsiniz!

Nasıl yapabileceğinizi, yeniden çerçeveleme tekniklerini öğrenmek isterseniz Veysel Danış size seve seve öğretecektir.

 

İstanbul kişisel gelişim yargılama yaşam koçluğu.

"Sorunum Çözülsün Artık" diyorsanız Tıklayın