Veysel Danış

Kavramları Karıştırmak

Kavramları Karıştırmak

İnsanların en sık yaptığı hatalardan birisi de kavramları karıştırmaktır. Kavramları karıştırmanın sonuçları bazen minik bazen de majör olur. Büyüklüğü değişse de kavramları karıştırmanın neticeleri genellikle olumsuz ve karıştıran kişiye zarar verir nitelikte olur.

Bir kaç örnek verelim:

  • İnsanları zenginlik ile şımarıklık kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Kibirli, itici, sevimsiz bir mahluk olur çıkar. Etrafında kimse kalmaz, yalnızlaşır…
  • İnsanlar cömertlik ile müsriflik kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Kazandığı, elindeki parayı har vurup harman savurur. Egosunun etkisinde kalarak lüzumsuz harcamalar yapar. Ve sonunda da elindeki varlıkları tüketir, fakirleşir. Hayat yolculuğunu fakir, sefil ve (eskiden ona dost görünenler onu terk ettiğinden) yalnız olarak tamamlar.
  • İnsanlar muhafazakarlık ile bağnazlık kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Yeniliklere kapalı hatta yeni olan her şeye düşman, kendini geliştiremeyen, yeni hayat tatları tatmaktan mahrum kalan bir zavallı haline dönüşür. Hayat yolculuğunu siyah-beyaz, sıradan, heyecansız bir yolculuk sürmüş bitirmiş ve ziyan etmiş birisi olarak tamamlar.
  • İnsanlar (bilhassa kadınlar) cesaret ile teşhircilik kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Etrafa frikik dağıtan, hafif meşrep bir kadın profiline bürünüverir toplum gözünde. Etrafındaki erkekler bu frikiklerin tadını çıkarırken, kadınlar eşlerini ondan uzak tutmak çabasına girerler 😛
  • İnsanlar yardım severlik ile kullanılmak kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Etraflarındaki çıkarcılar onları kullanır, tırtıklar, sömürür.
  • İnsanlar samimilik ile laubalilik kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Antipatik, yılışık bir tipleme çıkar ortaya. Yılışık bir kişiyle birliktelik insanları rahatsız ettiğinden de giderek yalnızlaşırlar.
  • İnsanlar çalışkanlık ile hayattan kopmak kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Hayatın tadını çıkaramayan, sadece çalışan bir kişiye dönüşür. Hayatın tadını çıkarmayan, yaşamayı ıskalayan bir kişinin elde ettiği başarı (servet, kariyer, okul, vs) miktarı ne kadar büyük olursa olsun o kişi “zavallı”dır, acınasıdır.
  • İnsanlar akıllılık ile ukalalık kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur. Her şeyi bildiğini zanneden, her mevzuda fikri olan, her konuda konuşan ama içi boş fıçı misali bomboş olan bir karakter ortaya çıkar. Böyle bir insanla muaşeret etmek büyük sabır gerektirdiğinden herkes uzaklaşır. Yalnız ölürler…
  • İnsanlar marjinallik ile soytarılık kavramlarını çok sık karıştırırlar.
    Bunun sonucu ne olur? Arkasından gülünen, alay konusu olan insanlarlar olurlar.

Şüphesiz ki örnekler arttırılabilir. Hülasa el kelam sözün özü şudur ki: Zarar görmememiz için hangi kavramı yaşadığımıza, yaptığımıza dikkat etmemiz lazım. Bunun yolu da “bilinçli farkındalık“tır.

Bilinçli farkında başarılı bir hayat için kişisel gelişim yolunda olmazsa olmaz bir kavramdır. Çünkü ancak ne yaptığımızın farkında olursak bize faydalı olacak davranış şeklini seçebiliriz.

Algı Herşeydir

Algı Herşeydir

Algı insan ve hatta hayvanların hayatında o kadar önemlidir ki “Algı herşeydir” dersem abartmış olmayacağımı düşünüyorum.

Algı nedir” sorusunun cevabına baktığımızda “Uyarıcıların duyu organlarına gelmesi ve algılanarak beyne gönderilmesi ile beyinde değerlendirilmesi neticesinde oluşan netice” olduğunu görüyoruz.

“Uyarıcılar” denen şeyler de bizim gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz, burnumuzla kokladığımız, dilimizle tattığımız, derimizle hissettiğimiz şeyler. Buraya kadar her şey normal bir sorun yok.

Kötü haber şu ki: İnsanlar bu duyu organlarının kandırılabildiğini, yanıltılabildiğini keşfettiler!

Bundan sonra ne mi oldu?

  • “Balıkları avlamak için artık solucana lüzum yok” dediler; “Tüy koyarız oltanın ucuna, balık bunu solucan zanneder, ham yaparken avlayıveririz onu!” dediler ve çapari diye bir şey icat ettiler!
  • Eskiden çiçek özlerinden üretildiği için çiçekler gibi kokan parfümler yerine, laboratuvarda parfümler üretilmeye başlandı. Böylece çiçek gibi kokan, ama aslında çiçekle alakası olmayan nurtopu gibi parfümlerimiz oldu.
    Çiçek özlerinden üretilenlere de “Hacı yağı” deyip aşağıladılar ki onlardan uzak duralım. Böylece onların laboratuvarda ürettiklerini kullanalım ve onları daha zengin edelim…
  • “Bu sebzeler-meyvelerden daha çok verim alalım, daha çok para kazanalım!” dediler. Yediğimiz sebze, meyve hatta hayvanların genetiğini değiştirdiler. Böylece organik olduğu için kurtlu, yamuk yumuk köy meyveleri yerine kocaman, etli, sulu, tatlı harika elmalarımız, armutlarımız, üzümlerimiz oldu. Çok güzel görünüşleri vardı, çok lezzetliydiler. İnsanlar da almaya, yemeye başladılar. Çünkü bu elmaların görünüşleriyle gözleri, tatlarıyla dilleri kandırılmış, beyinlerinin yanlış algılaması sağlanmıştı. Lakin bu güzel meyvelerin küçücük (!) bir kusurları vardı, kanserojen idiler!

Sevgili dostlar. Bu örnekler gibi milyonlarca örnek var. Yazıyı uzatıp sizi sıkmak istemiyorum. Maalesef algılarımız kötü niyetli mahluklar tarafından oynanabilen şeyler. Duyu organlarımız da “kandırılabilen” organlar! Fakat ne yazık ki insanlar bu gerçeği kabul etmekte çok zorlanıyorlar ve çoğu kabul etmiyor! Bunun sebebi de “kandırılmış olmak” halini kendilerine konduramamaları. Bu yüzden de çoğu insan “kandırılmışım” diye kabul edip yanlıştan döneceğine, “ben doğru görüyorum” deyip yanlış davranmaya devam ediyor!

Hele bir de “Gözümle gördüm” lafı var ya, beni benden alıyor 🙂
Sanki gözün çok muteber bir organ! Seni hiç kandırmadı, yanlış algılamana sebep olacak görüntüler göndermedi beynine! Gözüne bu kadar güven, itibar neden yani?!

Halbuki gözünün ne kadar kandırıkçı bir organ olduğunu anlaman için içtiğin çayın içindeki kaşığa bakman yeter! Sağlam kaşığı sana kırık gösteren gözüne bu kadar itibar etme!

Peki, tamam Veysel bey ama kandırılıp kandırılmadığımı nasıl anlayacağım? diyenler; ofisime sohbet etmeye gelmek için randevu almakla doğru algılara doğru yolculukları için ilk adımı atabilirler 🙂

Aha size iletişim bilgileri. Hayatınızı daha güzele götürecek adımı atmak için başka ne istiyorsunuz?!!:  İletişim

inci, vecize, atasözü, güzel sözler

Tedbir Almak

Tedbir Almak

Cenap ŞahabettinCenap Şahabettin demiş ki: Gündüz kandilini hazırlamayan, gece karanlığa razı demektir.

Başarısızlığı başarıya çevirmenin temel şartı tedbirli olmaktır. Tedbirli olmanın önemini ise ancak bilinçli farkındalık halinde olanlar idrak ve takdir edebilir. Tedbir almayan, başarısızlığa davetiye çıkarmaktadır.

Büyük edib Cenap Şahabettin de bunu çok güzel bir şekilde ifade etmiş. Veysel Danış da sizlerle paylaşıyor.

Bilinçli farkındalığınızı mutlaka geliştirmenizi tavsiye ediyorum. Biliçli farkındalığa ulaştığınızda hayatınızın değiştiğini göreceksiniz.

 

Tedbirsizliğin sonu zarar ziyan Veysel Danış istanbul.

inci, kolye

Terbiyesizlik ve Terbiyesizliği Tabiilik Zannetmek

Terbiyesizlik

François de La RochefoucauldFrançois de La Rochefoucauld demiş ki: Gençlerin pek çoğu kabalıklarını tabiilik zannederler.

Kabalıklarını ve hatta terbiyesizliklerini tabiilik zannetme belli yaşların altındaki insanlarda daha yaygın görülen bir hata ise de bu tuhaf davranışı sadece gençlere mal etmek gençlere haksızlık olur.

Tabii davranıyorum diye terbiyesizce davranan, açık konuşuyorum diye küstahça konuşan, hakaret eden o kadar çok insan var ki! Etrafınıza bir göz atarsanız bunlardan çok kişi görürsünüz.

Halbuki kabalık, terbiyesizlik tabiilik değildir. Küstahça konuşmak, hakaret etmek de açık konuşmak değildir. Muğalata yapıp elma ile armutu karıştırmamak lazım.

 

Saygısız insanlar bana hakaret ettiler bilinçli farkındalık gençlik hataları istanbul.

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Testi

Testi

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki: Denizi testiye doldursan, alabildiği kadar su alır; gerisi kalır.

Bu harika veciz sözün tipik örnekleri eğitimde, ikna konuşmalarında gözlemlenir:
Hoca anlatır, anlatır, anlatır… Fakat öğrencinin alabildiği, öğrenebildiği sadece kapasitesinin müsaade ettiği kadardır.
İkna etmek için anlatırsınız, anlatırsınız, anlatırsınız… Fakat karşı taraf sadece anlayabildiği kadarını anlar!

Ne diyelim, suyun israfı zaten haram değil midir?

 

Mevlana yaşam koçu kişisel gelişim

Felaket mi, Fırsat mı

Felaket mi, Fırsat mı?

Başınıza gelen ve “felaket” diye tanımladığınız hallerin aslında size sunulmuş “fırsat“lar olmadığını, … nereden biliyorsunuz?!!!

Evet, tamam, anladık, başınıza bir “hal” gelmiş! Ve bu hal an itibariyle “kötü” görünüyor, buna da tamam.

Fakat bu halin “yarın” nelere yol açacağını bilmiyoruz ki? Başına gelen bu “hal” belki seneler sonra senin hayatına muhteşem yeni şeyler oluşmasına sebep olacak!

Veysel Danış “kesinlikle böyle olacak” demiyor! Çünkü geleceği bilmiyor..!

İyi güzel de, geleceği siz de bilmiyorsunuz!

Siz neye dayanarak/nasıl “kesinlikle böyle olmayacak” diyebilirsiniz ki?!!

trafik, trafik tıkanması

Trafik

Trafik

Trafik sorunu arabaların yaygınlaşmaya başladığı 1950’li yıllardan beri sürekli artarak devam ediyor. İnsanların trafik düzeni (daha doğrusu düzensizliği!) var. Ve düzen denen bu düzensizliğin yarattığı trafik sıkışıklığı ve bu trafik sıkışıklığının yarattığı sorunlar var.

Trafik sıkışıklığını yarattığı zaman, enerji ve yakıt kaybı, trafik sıkışıklığının kişilerde oluşturduğu stres, otopark sorunu, … ama en önemlisi tabii ki trafik kazaları…

Bu, “insan”ların (güya) trafik düzeni (!!!)

trafik, trafik tıkanması

Bir de “kuş”ların trafik düzeni var. Kuşların trafik düzenine hayranım. Mesela kuşların birbirine çarparak birbirlerinin ölümüne sebep olduğunu hiç görmedim/duymadım. Bu ne harika bir düzendir, hayran olmamak elde değil.

Önce şu kuşların düzenine, bir de insanların düzenine bir bakın…

Sonra “insan”ların birbirlerine hakaret etmek/küçümsemek için “kuş beyinli” dediklerini hatırlayın.

Sonra da şu soruya beraber cevap arayalım: Hangi yaratık daha “kuş beyinli”?!!!

"Sorunum Çözülsün Artık" diyorsanız Tıklayın