Avukat Veysel Danış

Anlaşmalı Boşanma Avukatı

Anlaşmalı Boşanma Avukatı

Anlaşmalı boşanma davaları bir boşanma avukatı olarak en severek takip ettiğim davalardır.

Mesleğe ilk başladığım yıllarda bu durum benim de kafama takılmıştı. “Anlaşmalı boşanma davalarını takip etmek neden hoşuma gidiyor?” sorusunun cevabını ancak bir çok anlaşmalı boşanma davasını takip ettikten ve uzun seneler düşündükten sonra bulabildim: Balık burcu 🙂

Bir çok boşanma davasını avukat olarak takip ettikten sonra, takip ettiğim vak’aları her ne kadar hukukçu olmamın verdiği hayat görüşü ile mantığımı önceleyerek algılamaya çalışsam da, balık burcu olmamın verdiği duygusallıkla dosyaların taraflarının yaşadığı üzüntülerden benim de negatif etkilendiğimi gözlemledim.

Boşanma davalarının özünde hep bir dram olduğu kanaatindeyim. Boşanmak dramatik bir son’dur.

Mutsuz bir evliliğin sürdürülmesinin elbette bir mantığı yoktur, boşanmak kötü bir evlilikten kurtulmak için çıkış kapısıdır, boşanmak yeni bir başlangıç yapabilmek için eski kötü defteri kapatmayı sağlayan bir süngerdir, … kabul ediyorum, bunların hepsi doğru. Peki bütün bunlar doğru madem, seni üzen nedir arkadaşım dediğinizi duyar gibiyim 🙂

“Boşanma”nın kötü bir hal olmamanın ötesinde kötü bir evlilikten, kötü bir eşten kurtulmayı sağladığı için çok iyi vede elzem bir hal olduğuna kalben inanıyorum. Fakat bu ilişki “böyle” başlamamıştı ki! İşte beni üzen bir “ilişki”nin bu kadar kötü, taraflarını bu kadar incitecek hale gelmiş olmasıdır.

Ne zaman bir boşanma davasını avukat olarak takip etsem, duruşmasına girsem, hatta ne zaman boşanma davaları ile ilgili mahkeme içtihatlarını okusam sanki bir bir boyut açılır ve ben o hüzünlü konunun tefekkürüne dalarım. O içtihada konu olan boşanma davasının tarafları olan kadın ve erkeğin düğün yaptıkları, gelinlik-damatlık ile mutluluk içinde fotoğraflar çektirdikleri aklıma gelir. Davada velayetleri, nafaka miktarları için birbirleriyle çekiştikleri müşterek çocuklarına anne hamile kaldığında “hamileyim, bir çocuğumuz olacak” müjdesini nasıl sevinçle verdiğini, babanın da nasıl sevindiğini düşünürüm. Bu çocuklarını kucaklarına aldıkları ilk gün bu anne babanın ne kadar mutlu, birbirlerine karşı nasıl sevgi dolu oldukları gelir aklıma. Bu düşünceler alır beni götürür başka diyarlara. Hiç tanımadığım, tanıma imkan ve ihtimalim olmayan, boşanma davaları mahkeme içtihadına konu olan o karı kocanın sevinçlerine ortak eder, şahit yapar.

Sonra balık burcunun azizliğiyle girdiğim efsunlu o duygusal halden gerçek dünyaya dönerim. Ne olmuştur da bu kadın ve erkeğin aralarındaki ilişki “bu hale” gelmiştir? Ne olmuştur aralarındaki o sevgiye? Kuş gibi uçmuş, su gibi buharlaşmış mıdır? Ne olmuştur? Hani “Biz hiç ayrılmayacağız aşkım” idi, hani “sonsuza kadar yanında olacağım” idi, hani … , hani …

Hüzün, hüzün, hüzün… Aşkın ölmesi, sevginin buharlaşması ile üzülmeyecek ise bu kalp zaten taş olmuştur, söküp atmak gerektir. Varsın “Balık burcusun onun için böle etkileniyosuun” desinler. Ben aşkın ölümüne, sevginin buharlaşmasına, sevgiliye verilen sözlerin yalan olmasına hüzünlenen bu kalbimden memnunum.

Bir Yargıtay boşanma içtihadı bana aşkı böylesine sorgulatıyor ise, o erkek ve kadının arasındaki aşkın ölmesi, sevginin buharlaşması beni bu boyutta üzüyor ise, “somut bir boşanma davasını” bir avukat olarak takip etmenin beni ne kadar üzdüğünü, düşündürdüğünü anlatmama bilmem gerek var mı?

İşte anlaşmalı boşanma davaları bu hüzünlü halin yaşandığı süreci diğer boşanma davalarına nispetle daha hafif, soft şekilde geçirilmesini sağlayan bir yöntemdir. Diğer boşanma sebeplerine dayanarak açılan boşanma davalarından farklı olarak anlaşmalı boşanma davalarında eşler yani birbirlerinden boşanmak isteyen kadın ve erkeğin birbirlerine saygıları devam etmektedir. Birbirlerini incitmekten hala kaçınmaktadırlar. Ve bu, bende aşk eskimiş ve bitmiş olsa da, hatırasına vefa ve saygı gösterildiği hissi uyandırır ki bu da benim hem müvekkilime hem karşı taraftaki eşe karşı büyük saygı duymama sebep olur. Aşka saygı ve vefa gösterene bizim de saygı göstermemiz elbette bir borçtur.

İşte bu duygulardır ki beni aşkta, ilişkilerde insanların duygu ve davranışlarını anlama çabasına sokmuş, hukuk fakültesi bitirdikten sonra halkla ilişkiler bitirmeye, arabuluculuk ve yaşam koçluğu eğitimleri almaya, ilişkiler ve psikoloji üzerine binlerce kitap okumaya sevk etmiştir. Boşanma davaları takip ederken görmüşümdür ki ilişkileri anlamadan boşanmak isteyen eşlerin duygularını anlamak mümkün olmuyor. Boşanmak isteyen eşlerin duygularını anlamadan aldığım, takip ettiğim boşanma davalarında müvekkillerime sadece “hukuki yardım” edebildiğimi gördüm. Elbette ki bir avukat olarak müvekkilime sadece hukuki yardım yapmakla yükümlüydüm. Hukuki sorumluluğum sadece hukuki destek vermek olmakla beraber boşanma davalarında “sadece hukuki yardım vermek” çok yeterli olamıyor. Zira boşanmak için boşanma avukatına müracaat etmiş kişi bozulmuş ilişkisi, sarsılan evliliği sebebiyle üzgün, bu sonuca gelene kadarki süreçte yaşadığı olaylar sebebiyle de gergindir. Boşanmak isteyen kişiye ruhsal destek vermeden direkt hukuki destek bölümüne geçmek hukuka uygun oluyorsa da ilişkide yaşanan aşk, bu aşkın neticesi olan evlilikten doğan çocuklar, kurulmuş bulunan yuva ve boşanacak eşler açısından en doğru yöntem olduğu kanaatinde değilim. Devlet de son senelerde Aile Mahkemelerinde boşanma davaları açan eşlere psikolojik destek verilmesi gerektiğini kabul etmiş ve boşanma davası öncesi psikolog ile görüşmeyi teşvik etmeye başlamıştır ki bu isabetli bir uygulama olmuştur.

Bir boşanma avukatının bir psikolog kadar olmasa bile müvekkilinin ve karşı taraftaki muhatabın duygularını anlayıp analiz edebilecek, gerektiğinde destek verebilecek kadar insan psikolojisi ve ilişkiler hakkında bilgisi olması gerektiğini düşünüyorum. Fakat maalesef hukuk fakültelerinde okutulan dersler arasında ne psikoloji, ne iletişim, ne belağat, ne ilişki yönetimi yoktur. Bu konular hukukçu adayları olan hukuk öğrencilerine hukuk fakültelerinde verilmediği için de eksik kalan, bir hukukçunun mesleğini ifa ederken ihtiyaç duyduğu bu bilgileri tamamlamak da o hukukçunun kendi şahsi gayretine kalıyor.

Veysel Danış aşka duyduğu saygı, ilişkilere duyduğu ilgi, müvekkillerine “daha fazla” yardımcı olabilmek için duyduğu sorumluluk hissi ile halkla ilişkiler, ilişki danışmanlığı, arabuluculuk eğitimleri almış, binlerce psikoloji kitabı okumuştur. Bu eğitim çabası elbette bir zorlu süreç idi Veysel Danış açısından ama emin olun 1 müvekkile bile “ekstra destek” vererek aşka, sevgiye, yuvaya, çocuklara, yuvaya, eşlerin mutluluğuna katkı yapmak bile bu çabalara, dökülen emeklere değer. Bu çabaları harcadığım, bu eğitimleri aldığım için pişman değilim, gene yaparım 🙂

İşte bu eğitimler, okumalar ve dava takipleri neticesinde oluşan deneyimler sebebiyle “anlaşmalı boşanma”yı çok önemsiyorum. Çünkü “anlaşmalı boşanma” boşanan kadını, erkeği, çocukları en az hırpalayan, “boşanma”yı, yaşanmış olan aşka ve anılara en az saygısızlık yapılarak sağlayan boşanma şeklidir.

Bütün mezar taşlarına yazılan ortak bir yazı vardır: “Huwal baqi” (O Baki’dir/Baki olan O’dur). Bu yazı geride kalan dirilere “Bütün evrende Baki (kalıcı olan, kalacak olan) sadece Allah’tır; zaten herkes ölecek ölüme fazla üzülmeyin; herkes öldüğüne göre de iyi insan olmaya çalışın” mesajını vermek için yazılır. Derin anlamlı bu felsefi tavsiye yazıdan da anlıyoruz ki herkes, her şey ölüyor. Bu durumda “aşk”ın ölmesini de normal, tabii, olağan görmek, karşılamak gerekiyor.
Eywallah. Aşkın ölümlü olduğunu, öldüğünü elbette kabul ediyorum. Lakin oğlu İbrahim’in vefatına üzülüp ağlamasına şaşıran insanlara Rasullullah’ın dediği: Il eyn tidmeh wal-qalb yihzen (göz yaşarır, kalp hüzünlenir). Benim de aşkın ölümlü olduğunu bilmem, biliyor vede kabul ediyor olmam aşkın ölümüne üzülmemi engellemiyor. Ben aşk ölmesin, aşk ölmez, aşk ölümsüzdür demiyorum. Aşk ölse de, ölmüş olsa da ona, hatırasına, hatıralarımıza, o aşkı yaşadığımız kişiye saygı duymaya, saygı göstermeye devam edelim diyorum.

Hepimiz sevdiklerimizin bazılarının ölümünü yaşamışızdır. Kimimizin annesi-babası, kimimizin ninesi-dedesi, amcası-teyzesi ölmüştür. Ölüm bir gerçektir. Fakat hangimiz ölen akrabamızın, sevdiğimizin arkasından kötü söyler söyleyip onları kötülemiştir? Ölen akrabasının arkasından kötü konuşanı toplum “ölenin arkasından konuşulmaz” deyip takbih eder (ayıplar).

İşte aşka, ilişkilere bakışım da bu açıdan bakıyorum ben. Aşk ölebilir, ilişkiler bozulabilir, insanlar ayrılabilir, evliler boşanabilir. Bunlar olabilir, benim bunlara bir itirazım da yok, lafım da yok. Benim itirazım “Sevgiliyken aşkım, ayrılırken kaşar” edepsizliğine, vefasızlığınadır.

Bütün davalar gibi boşanma davaları da karşı tarafın “haksız” olduğunun ispatına yönelik olarak kurgulanır. Bu doğaldır, muhakemenin (yargılamanın) mantığı içinde de doğrudur, olağandır, mantıklıdır. Karşı tarafın “haksız” olduğunu ispat edebilmek için de onun “kötü” olduğunun mahkemeye tasvir, izah ve ispat edilmesi gereklidir. Avukatlar da doğal, normal ve zorunlu olarak böyle davranırlar, dilekçeleri böyle yazarlar, davaları bu şekilde yürütürler. Avukatların, hakimlerin, savcıların davanın taraflarının “insan” olduklarını, “duyguları” olduğunu unutmaması, her daim aklında ve göz önünde tutması lazımdır. Temel’in boşanma davası fıkrası bu konuda tipik ve ibretli bir örnektir okumanızı tavsiye ederim.

Boşanmaya karar vermiş eş de boşanma avukatına müracaat ettiğinde de doğal olarak bu süreç işlemeye başlar. İşlemeye başlayan bu hukuki süreç de aşkın, yuvanın kurtulması şansını daha da azalttığı gibi, çocuklara ve davacı eş de dahil eşleri üzen, yıpratan, hırpalayan bir süreçtir.

Ben bir hukukçu, bir avukat olmakla beraber, hukukun, mahkemenin ancak diğer bütün seçenekler tıkanmış ise son çare olarak görülmesi ve kullanılması taraftarıyım. Anlaşamayan, aralarında bir ihtilaf türeyen kişilerin bunu öncelikle “konuşarak” halletmeye çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Ancak aralarında ihtilaf türemiş olan insanların birbirleriyle sağlıklı ve verimli bir şekilde konuşmaları, diyalog kurmaları da zordur. Zor olması da doğaldır zira onlar “insan”dır, duyguları vardır, bu duygularının etkileri altında kalmaktadır ve bu da doğaldır.

İşte bu noktada avukatın sosyal psikoloji, uzlaşma sanatı, arabuluculuk, ilişki yönetimi bilgilerinin devreye girmesi gerekir. Avukatın özellikle boşanma davalarında yuvanın dağılmaması için sosyal sorumluluk gereği karı-kocanın arasını bulmaya, uzlaşmaları için tavsiyelerde bulunması gerektiğini düşünüyorum. Fakat eğer ilişki/evlilik gemisi tamir edilemez bir şekilde darbe almış ve artık batması mukadder ise bu halde de duygusal açıdan infirakın, ayrılmanın, ayrışmanın hukuki açıdan boşanmanın en az incinmeyle, en az vefasızlıkla gerçekleşmesi için çaba harcamalıdır diye düşünüyorum.

İnfirakın, ayrılmanın, ayrışmanın, yuvanın dağıtılmasının, ölmüş bulunan “aşk”ın “cenazesinin kaldırılması”nın hukuki tezahürü olan boşanmanın en az incinmeyle, en az vefasızlıkla gerçekleşmesi “anlaşmalı boşanma” ile mümkün olabilmektedir. Anlaşmalı boşanmada devletin (medeni kanunun) eşlerin her konuda anlaşmış olması ve aile mahkemesinde hakim karşısına tam bir mutabakat ile çıkmalarını şart koştuğundan ve bunu kamu düzeninden kabul edip resen gözetileceğini hükme bağlamasının da muhtemel etkisi ile anlaşmalı boşanma davasının tarafları olan eşler birbirlerine karşı daha özenli davranırlar. Boşanmak için anlaşmalı boşanma davasını tercih eden karı-kocanın birbirlerine olan saygı ve nezaketlerini korumaya daha özenli ve dikkatli davrandıklarını çok gözlemlemişimdir.

Bu gözlemlerim, deneyimlerim, okuduklarım ışığında ilişkisi bozulan, aşkları ölen, evlilik gemilerinin artık onarılamaz şekilde hasar aldığını, yeni bir başlangıç yapabilmek için boşanmanın kaçınılmaz bir zorunluluğa dönüştüğünü düşünen eşlere tavsiyem ve hatta insani açıdan ricam şudur ki boşanma için açacakları dava çeşidi olarak “anlaşmalı boşanma davası”nı tercih etsinler.

Bilindiği gibi Türk hukukunda “boşanma davaları” Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Medeni kanunumuz boşanma davaları için 5 özel boşanma sebebi, 1 genel boşanma sebebi ve anlaşmalı boşanma olmak üzere toplam 7 boşanma davası çeşidi belirlemiştir. Türk hukukunda boşanma davaları bu 7 çeşit ile sınırlıdır, açılacak bir boşanma davasının mutlaka bu yedi sebepten birisine istinad etmesi (dayanması) zorunludur.

Boşanmak isteyen kadın/erkek, Türk hukukundaki özel boşanma sebepleri olan eşin aldatılması (zina sebebiyle boşanma davası), kötü muamele (cana kast veya pek fena muamele sebebiyle boşanma davası), suç işleme ve kötü fiiller (cürüm işleme veya haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davası), eşin evi terk etmesi (terk sebebiyle boşanma davası), eşin akıl hastası olması (akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası) dayanabilir. Bu davaların davalısı olan eş için olduğu kadar davacısı olan eş için de ne kadar hırpalayıcı olacağını bilmek, öngörmek, tahmin edebilmek için inanın boşanma avukatı olmaya lüzum yok. Davaların isimlerinin okunup üzerinde biraz düşünülmesi yeter.

Keza Türk hukukundaki genel boşanma sebebi olan şiddetli geçimsizlik (şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma davası) da benzer şekilde hem davalısı hem de davacısı açısından yürütülmesi çok zor bir süreç gerektiren bir boşanma davası türüdür.

Hiç şüphesiz ki her davanın yürütülmesi hem davacısı açısından gerginlik içeren bir süreçtir. Halk bu sebeple davalı/davacı olmayı “mahkemelere düşmek” şeklinde deyimleştirmiştir. Bununla beraber her davanın aynı derecede gerginlik içerdiğini söylemek yanlış olacaktır. Bir tespit davasının veya bir kamulaştırma davasının içerdiği gerginlik seviyesi bir boşanma davasına nispetle şüphesiz daha azdır.

Boşanma davalarının diğer davalara göre ekstra gerginlik içermesinin sebebi tarafların duygularının çok yoğun olarak devrede bulunmasıdır. Tarafların duygularının devrede bulunmasının sebebi de hiç şüphesiz “tanıdık” olmanın çok ötesinde, çok özel şeyler paylaşılan bir kişi ile “mahkemelik” olmaktır. Evlilik teklif ettiği/evlilik teklifini kabul ettiği, düğün yaptığı, düğün fotoğrafları çektirdiği, beraber yemekler yediği, öpüştüğü, aynı yatağa girdiği, cinsellik yaşayıp çocuk yaptığı bir kişi ile “mahkemelik olmak” … şüphesiz davanın davacısını da, davalısını da gerecektir.

Buna bir de boşanma sonrası hayatında oluşacak belirsizlikleri düşünmenin verdiği gerginliği de eklersek boşanma arefesindeki kişilerin duygusal durumlarının ne kadar zor olduğunu daha iyi anlarız.

Yazımızı avukatların dava dilekçelerindeki kalıp cümlesi ile bitirelim: “Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle … ” 🙂

Boşanmak isteyen kişiler boşanmanın, kendilerini ve pek çok şey paylaştıkları eşlerini daha az hırpalayacak şekilde gerçekleşebilmesi için “anlaşmalı boşanma” konusunda eşleriyle uzlaşmaya gitmelerini öneriyorum. Eşler anlaşmalı boşanma konusunda ortak bir uzlaşı kararına vardıktan sonra bir boşanma avukatına başvurarak açacakları “anlaşmalı boşanma davası”nın hukuki sürecini yürütmek için vekaletname vererek infirak (ayrılma) sürecine start vereceklerdir.

Umutsuzluğa mahal yoktur. Unutmayın ki her bitiş, taze başlangıçlara gebedir…

Av. Veysel Danış

Avukat Veysel Danış

Dava Ne Kadar Sürer

Dava Ne Kadar Sürer

Avukat Veysel DanışAçtığımız/açacağımız dava ne kadar sürer, Dava açarsak ne kadar zamanda sonuçlanır, Dava çok uzun sürer mi soruları avukatlara en sık sorulan sorulardandır. Bu sorular ya davayı açmadan önce veya dava açıldıktan sonra avukata mutlaka sorulur. İşin ilginç ve acayip yönü şudur ki cevabı bu kadar merak edilen “Dava ne kadar sürer“, “Dava ne zaman biter” sorularının cevabı yoktur! Yoktur derken, belli değildir yani.

Bir davanın ne kadar süreceği, davanın ne zaman biteceği sorularının cevapları her dava türüne, hatta her dosyaya göre değişkenlik göstermektedir. Bir avukatın bu sorulara daha dava açılmadan önce kesin, net cevap vermesi mümkün de değildir, doğru da değildir. Çünkü açılacak davada öngörülemeyen bir çok faktör meydana gelebilir ve bunlar davanın uzamasına sebep olabilir veya çabuk neticelenmesine katkı yapabilir. Bu da avukatın dava başında öngördüğü sürede yanılmış olmasını sonuçlayabilir.

Bu sebeple Veysel Danış bu soruları mümkün mertebe cevaplamamaya çalışmaktadır. Yanlış bir öngörü yaparak hataya düşeceğime ve müvekkilimin yanılmasına sebep olacağıma, varsın soru cevapsız kalsın diye düşünmekteyim. Buna rağmen bu soruların cevaplarını istemekte ısrarcı olan bazı müvekkillere cevap vermek zorunda kalıyorum ama ifade ettiğim sürenin “tahmini” olduğunu ve bu süreyi değiştirebilecek bir çok faktör olduğunu da mutlaka belirtiyorum.

Hemen hemen bütün müvekkiller davalarının çabuk bitmesi telaşındadır. Davalarının en çabuk, en hızlı şekilde bitmesini isterler. Tıbbi hata (malpraktis) sebebiyle sakat kalan ve 6 sene boyunca tazminat davası açmamış olan bir kişi daha ilk görüşmemizde “Bu dava ne kadar sürer” diye sorması çok ilginç gelmişti bana. Çünkü tıbbi hata (malpraktis) sebepli tazminat davalarının açılabilmesi için öngörülen zamanaşımı süresi 5 senedir. Tıbbi hatadan zarar görüp sakat kalan kişi 6 sene bekleyip zamanaşımını kaçırmış! Tazminat avukatı olarak görüştüğü Veysel Danış’a zamanaşımı süresini kaçırdığı halde dava açılabilir mi, açılırsa neticesi ne olur sorularını sormuyor. Dava ne kadar sürer diye soruyor! Bu ve şahit olduğum bir çok örnek insanların davalarının hızlı neticelenmesine çok önem verdiklerini gösteriyor.

Elbette ki avukat da, hakim de takip etmekte oldukları dosyaların bir an önce neticelenmesini, karara ulaşılmasını arzu ederler. Fakat kanunun öngördüğü bir usul vardır (ki Usul Hukuku hukuk fakültelerinin temel derslerinden biridir) ve bütün davalar bu usullere göre yürütülmek zorundadır. Bu usuller de davaların uzamasına sebep olmaktadır. Bunda ne avukatın, ne hakimin bir suçu yoktur.

İşin özüne bakarsak, bir davanın ne kadar çabuk neticeleneceğine bu kadar odaklanmanın yanlış bir tutum olduğunu, asıl odaklanılması gereken davanın kazanılıp-kaybedilmesi noktası olduğunu görürüz. Bütün davalar “kazanmak için” açılır. Bir dava çok hızlı neticelenmiş de olsa red edildikten sonra ne fayda! Davanın çabuk neticelenmesi elbette mühimdir fakat davanın kazanılması ondan kat be kat daha mühimdir.

Bir lokantaya gittiğimizde yemeğin bizi fazla bekletmeden önümüze gelmesi tabii ki önemlidir. Fakat yemek servisinin hızlı olmasından daha da mühimi önümüze gelen yemeğin “lezzetli” olmasıdır. Önümüze gelen yemek kötü olduktan sonra çabuk gelse ne, geç gelse ne… Yenmiyor ki!

Acemi aşçı yemeği çabuk isteyen müşteriyi memnun etmek için ya yemeği daha pişmeden çiğ-çiğ müşterinin önüne getirir, ya da çabuk pişsin diye altındaki ateşi fazla harlar, harlı ateş de yemeği yakar; yanmış yemeği getirir müşterinin önüne.

Usta aşçı ise yemeğin çabuk pişmesine özen gösterir. Ama çabuk pişmesi kadar yemeğin lezzetli olmasına da dikkat eder.

Hukuk yemekten, dava yemek pişirmekten daha az önemli olabilir mi? Çoğu insanın hayatında 1 tane davası olur. Halbuki her gün 3-4 defa yemek yiyoruz. Az pişmiş veya çok pişmiş, lezzetsiz bir yemek yemekten bir şey olmaz. Ama bir dava kaybedilince davaya konu olan hak alınamamış, maksat elde edilememiş olur.

Lezzetli bir yemek için aşçınıza gösterdiğiniz sabrı avukatınıza da göstermenizi istemenin normal bir istek olduğunu düşünüyorum.

Hülasa-el kelam (sözün özü) olarak şunu söylemek isterim: Avukatınız davanızı takip ederken davanızın kazanılmasına odaklanın. Dava ne kadar sürer, dava ne kadar zamanda sonuçlanacak sorularına değil.

 

Davamız çabuk bitsin davayı hızlandırmak davayı çabuk bitirmek davanın hızlı bitirilmesi.

Avukat Veysel Danış

Dernekler Hukuku Avukatı

Dernekler Hukuku Avukatı

Dernekler davaları avukatı kimdir, kime, hangi avukatlara “dernekler hukuku uzmanı avukatı” denir, bir avukat nasıl “dernekler hukuku avukatı” olur soruları insanların en çok merak ettiği ve avukatlara da en sık sorulan sorulardandır. Bu tanımları açıklayalım:

“Dernekler hukuku avukatı”, derneklerle ilgili kurallara, işlemlere hakim, derneklerle ilgili hukuki işlemlere bakan avukattır. Avukatlık mesleğini yürütürken ağırlıklı olarak “dernekler hukuku” işlemleri ile ilgilenen, yürüten avukatlar “dernekler hukuku avukatı” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bir avukat nasıl “dernekler hukuku avukatı” olur?  Bir avukatın dernekler hukuku avukatı olmasının belli, belirli, özel bir ihtisas eğitimi veya sertifikasyonu yoktur. Bir avukat “dernekler hukuku”na yoğunlaşarak ağırlıklı olarak dernekler hukuku, dernek kuruluşları, dernek işlemlerinin yürütülmesi, derneklerin feshi ve sair işlemleri yürütürse, dernekler hukukundan doğan davaların dokümanlarını, mevzuatını, içtihatlarını okursa, mesleğini icra ederken ağırlıklı olarak dernekler hukuku işlemlerini, davalarını yürütürse bu çalışmaları neticesinde dernekler hukuku konusunda doğal olarak iyi bir bilgi ve deneyim seviyesine ulaşır. Dernekler hukukuna, derneklerin işlemlerine bu şekilde özel bir ilgi göstererek belli bir bilgi ve deneyim seviyesine ulaşmış avukatları müvekkilleri ve onu tanıyanlar diğer kişiler “dernekler hukuku avukatı” şeklinde tanımaya, tanıtmaya başlarlar.

Türkiye’de “Dernekler hukuku” uzmanı avukat çok azdır; hukukçular/avukatlar arasında pek revaçta olan bir hukuk dalı değildir. Bunun bir çok sebebi vardır tabii ki fakat temel sebep dernekler hukukunun dava sayısının azlığı, derneklerin maddi imkansızlık yüzünden “hukuk”a bütçe ayıramamaları ve sair sebeplerle maddi getirisinin az olmasıdır. Bir mesleğin belli bir dalında uzmanlaşmak meşakkatli, zaman, emek, tecrübe gerektiren uzun bir süreçtir. Bu uzmanlaşma neticesinde elde edilen kazancın dökülen bu emeklere “değmesi”ni beklemek elbette bütün meslek mensuplarının hakkıdır. Dernekler hukuku’nun “getirisi” ise bu uzun, meşakkatli sürece değmemektedir. Çünkü avukat neticede bilgileri sayesinde takip ettiği davalar ile geçimini sağlayan bir meslek insanıdır. Bilgilerinin ekonomik bir kazanca dönüşmesini beklemesi en tabii hakkıdır ve hayatını idame ettirebilmek için de buna mecburdur.

Bu sebeple bir çok avukat gibi Veysel Danış olarak ben de uzun seneler dernekler hukuku ile ilgilenmedim. Dernekler hukuku ile ilgilenmem 2008 senesinde Zeka ve Strateji Derneği (ZEST) ve Habitat ve Hayat Derneği (HAYAT)’ın kuruluş çalışmalarında “hukukçu” olmam sebebiyle mevzuyu tabiri caizse “mevzunun kucağımda kalması” mecburiyeti ile oldu 🙂  ZEST ve HAYAT’ın kuruluş çalışmaları, ZEST, HAYAT ve daha bir çok dernekte üyelik, yöneticilik, danışmanlık yapmak neticesinde süreç içinde “doğal bir bilgi birikimi” oluştu ve Veysel Danış’ın “Dernekler hukuku uzmanı avukat” olmasına vesile oldu.

“Dernekler-Vakıflar” konusu Türkiye’de öteden beri “sorunlu” alanlar olarak görülmüştür yöneticiler tarafından. Özellikle 1980 öncesi derneklerin illegal faaliyetlerde çok yoğun olarak kullanılması devleti yönetenlerde derneklere karşı daha şüpheci, daha tedbirli, derneklerin hareket alanlarını mümkün olduğu kadar daralma yönünde tedbirler almaya sevk etmiştir. Derneklerin illegaliteye bulaşmasını engellemek için faaliyet alanlarının mümkün olabildiği kadar daraltmaya yönelik tedbirleri anayasada, dernekler kanununda, medeni kanununda ve konu ile ilgili diğer mevzuatta gözlemlemek mümkündür. Avrupa Birliği müktesebatına uyum kapsamında yapılan düzenlemelerle dernekler hukukunun nisbi bir özgürlüğe kavuştuğunu söylemek mümkündür. Fakat sivil toplumun temel taşları olan/olması gereken derneklerin/vakıfların mevzuatının olması gereken, uygar devletlerin mevzuatlarına göre çok tutucu, şüpheci, yasakçı olduğunu söylemek mümkündür. Demokratik bir toplum “Birileri yanlış yapabilir” şüphesi ile “bütün herkesin hareket alanını daraltmak” yerine, “Herkesin alanını mümkün olduğu kadar genişletip”, “yanlış yapan kişileri cezalandırmak” şeklinde hareket eder. Benim fikrim derneklerin ve vakıfların demokrat, sosyal, sivil bir toplumun temel yapı taşlarından oldukları ve bu kurumların önlerinin mümkün olabildiği kadar açılması ve hatta bu da yetmez, mümkün olabildiği kadar desteklenmeleri gerektiği yönündedir. Çünkü derneklere, vakıflara verilen özgürlük toplum fertlerine, verilen destek de bütün topluma verilmiş demektir kanaatindeyim.

 

Dernek hukuku avukatı, İstanbul, avukat, hukuk, hukuk danışmanlığı. Dernekler hukuku, boşanma avukatı.

Avukat Veysel Danış

Hukuk Özel Ders İstanbul

[frame style=”modern” image_path=”https://www.veyseldanis.com/wp-content/uploads/2015/12/veysel-danis-hukuk-ozel-ders-istanbul.jpg” description=”” link_to_page=”” target=”” float=”” lightbox=”https://www.veyseldanis.com/wp-content/uploads/2015/12/veysel-danis-hukuk-ozel-ders-istanbul.jpg” lightbox_group=”” size=”two_col_large”]

Hukuk Özel Ders

Yazının Özü:  Veysel Danış “hayat dersi” vermektedir!  bu hayat dersinin içinde “hukuk” da vardır…  Veysel Danış’ın desteği sadece dersleri geçmeye yönelik “hukuk özel ders” vermek değildir! Dersler çok çalışılır, 3’ün, 5’inci, 10’uncu sınav hakkında da olsa bir şekilde geçilir. Fakat bu kadar çok hukukçu mezun edilen bir toplumda kendinize nasıl iyi bir yer bulacaksınız, nasıl mutlu olacaksınız?…..
Ve bunlar, hukuk fakültelerinde anlatılmaz!

İşte Veysel Danış bu sebeple “İyi bir hukukçu nasıl olunur?”, “Başarılı bir avukat nasıl olunur?”, “Mutlu bir insan nasıl olunur?”u anlatmaktadır.

Hukuk dersleri ağır derslerdir. Fakat hukuk bilgilerini öğrenmek zevklidir de. Kişinin kendine güvenini yükseltir. Ben hukuku çok seviyorum. Diğer insanların da hukuku çok sevmeleri, severek öğrenmelerine destek vermek hoşuma gidiyor. Hukuk öğrenmeniz için ihtiyacımız olan tek şey sizin “Öğrenmek istiyorum” cümlesini söylemenizdir. Siz bu cümleyi söylüyorsanız gerisini Veysel Danış halledecektir 🙂
Başarı ve mutluluk tesadüf değildir. Başarınızı, mutluluğunuzu tesadüflere bırakmayın. Yola çıkalım, arkası gelecektir.

*

ders, ders vermek, özel ders, öğrenmek, öğretmek, eğitim, hoca, koç,Günümüzde hukuk eğitimi almak ne Roma dönemi kadar, ne Ortaçağ kadar, ne de Osmanlı dönemi kadar zor değil artık! Mekteb-i Hukuk (Hukuk Fakültesi) kazanmak da ne 1930’lar, 40’lar kadar, ne de 70’ler-80’ler kadar zor değil artık!  Mekteb-i hukuk okumak isteyenlerin çok olmasının da etkisi ile hukuk fakültelerinin sayısı süratle çoğaltıldı; öğrenci alma kapasiteleri büyük oranda arttırıldı.

Fakat tabiatın şaşmaz bir kaidesidir: Bir şeye müdahale ettiğinizde, bir yeri düzeltirken, başka bir yeri bozarsınız! Bu hususta da böyle oldu!  Hukuk okumak, hukuk fakültesi kazanmak kolaylaştı!  Lakin “iyi hukukçu olmak“, “başarılı avukat olmak” hatta “iş bulmak“, “hukuk mesleği ile geçinmekzorlaştı!  Artık pek çok kişi hukuk fakültesi kazanıyor, hukuk eğitimi alıyor.  Fakat bunların ancak pek azı “iyi hukukçu”, “başarılı avukat” olabiliyor 🙁  Veysel Danış’ın hukukçu adaylarına “hayat dersi” vermesi ihtiyacı işte bu sebeple doğmuştur.

Hukuk dersleri sadece hukuk fakültelerinde okuyan öğrenciler için değil, hukuk dersi okutulan siyasal bilgiler, kamu yönetimi, iktisat, açıköğretim gibi fakültelerin öğrencilerini de çok zorlayan derslerdir. Hukuk dersleri her zaman ve her fakültede öğrenci deyimiyle “baba” derslerdendir.

Hukuk özel ders İstanbul

Kendi deneyimlerimden ve yaptığım gözlemlerden biliyorum ki bir öğrencinin bir derste başarılı olabilmesi için o dersin müfredatta niçin olduğunun yani o okuldaki öğrencilere o dersin niçin okutulduğunun, o okul öğrencilerinin o dersi niçin öğrenmeleri gerektiği sorusunun öğrencinin kafasında net bir şekilde cevaplanmış olması ve derste anlamadığı, anlamadan atladığı hiçbir konu olmaması gerekiyor. Zira bir dersin oluşturan konular bir bütünlük oluşturur ve birbirleri ie bağlantılıdır. Dersi öğrenmeye çalışan hocanın konuyu tam izah etmemesi, öğrencinin derse girmemesi, dikkatini derse vermemesi, konunun özünü kavrayamaması veya sair herhangi bir sebeple o konuyu öğrenmemesine rağmen sonraki konulara geçer ise konulardan oluşan zincirin halkaları arasında ilk kopukluk meydana gelecektir. Konular zincirinde oluşan bu ilk kopukluğun etkisi ile kısa bir süre sonra başka işlenecek başka bir konunun da anlaşılmasına sebep olacak ve böylece zincirde ikinci kopukluk meydana gelecektir. Ve maalesef bu döngü giderek sıklaşan aralıklarla bir daha, bir daha, bir daha tekrar etmeye devam eder.

İdeal olan, konulardan oluşan zincirde kopma oluşmasına müsaade etmemek, mahal vermemektir. Fakat hepimiz biliyoruz ki hayat dümdüz bir çizgi şeklinde hep aynı ve ideal bir şekilde gitmiyor. Öğrencinin o gün hastalık veya herhangi bir sebeple derse girememesi, “havasında” olmadığı için kendini derse verememesi, konunun karmaşık olması ve sair sebeplerle konular zincirinde kopukluk oluşması hayatın akışı içinde normal bir durumdur. Fakat ders konularında bu şekilde kopukluk oluştuğunda öğrencinin o konuyu çalışarak arayı kapatması gerekir ki oluşan bu ilk kopukluk başka konuların da kopmasına sebebiyet vermesin, zemin oluşturmasın.

Konular zincirinde öğrencinin o gün derse girmemesi, kendini derse vermemesi gibi sebeplerden ilk kopukluk oluşmuş ise öğrencinin ekstra çaba harcayarak, biraz daha fazla ders çalışarak kapatması, tolere etmesi mümkündür. Fakat ders konusunun karmaşık olması yüzünden öğrenci konuyu dinlediği, işlediği, çalıştığı halde anlamamış ve kopukluk bu sebeple oluşmuş ise öğrenen kişinin bunu ekstra ders çalışarak, çaba harcayarak tek başına nötralize etmesi çok zordur. Olan, genellikle öğrenen kişinin daha o konuyu, o konuda oluşan kopukluğu halledemeden, hemen peşi sıra gelen konularda da yeni takılmalar, kopukluklar yaşamasıdır.

Hukuk özel ders İstanbul

Ders konularında özellikle konuların karmaşıklığı yüzünden anlayamamak sebebiyle kopukluklar yaşamaya başladığını hisseden kişi bu sürecin önünü mutlaka ve bir an önce kesmelidir zira bu süreç önü kesilmediği taktirde çok kısa bir süre içinde bir döngüye dönüşecek, başka ders konularında da takılmalar yaşanmasına sebebiyet verecektir.

Bu sürecin önünü kesmenin en güzel yolu bu işi bilen birilerinden destek almaktır. Konumuz hukuk dersleri olduğu için de hukuk derslerinin içeriğini, mantığını, tekniğini bilen birisinden özel ders alarak bu sürecin önü kesilerek döngüye ve başarısızlığa dönüşmesi engellenmelidir. Çünkü biliyoruz ki başarı ve mutluluk tesadüf değildir. Tesadüflere bırakılamaz, bırakılmamalıdır!

Bütün hukuk severlerin başarılı ve mutlu olmaları dileği ile…

Av. Veysel Danış

Hukuk özel ders istanbul hukuk danışmanlığı avukat.

Avukat Veysel Danış

Avukat Kime Lazım, Avukat Ne zaman Lazım?

Avukat Kime Lazım, Avukat Ne zaman Lazım?

avukat-veysel-danisLaf artık klişeleşmiştir:  “Hukuk, herkese bir gün lazım olabilir”!..  Fakat bu yazı, bu lafın da ötesinde “Avukat herkese lazım, avukat her zaman lazımdır” düşüncesiyle kaleme alınmıştır.

Hukuk, yaşayan bir bilim dalıdır; ve sadece gelecekte bir gün lazım olabilecek değil, her gün lazım olan bir kavramdır.

Belki bu konuda, hukuk kurumları ve hukuk kuralları bilgisi şeklinde ikili bir ayırıma gidilebilir. Evet Hukuk denince, insanların aklına Ceza Davaları, Boşanma Davaları gelir; ama hukuk, Ceza ve Boşanma Davalarından çok daha derin ve geniş kapsamlıdır. Nitekim bütün bilim dallarının kitapları arasındaki kalınlık rekorları hukuk kitaplarına aittir! En kalın kitaplar hukuk kitaplarıdır. Bir çok okuyucu kitapçılardaki cilt-cilt, kalın-kalın hukuk kitaplarını görmüştür. Ve üstelik Hukuk kitapları o kadar kalın basılmalarına rağmen, o kalınlık yetmemekte, bir de birkaç cilt (!) şeklinde basılmaktadır. Ve işte hukukçu, bu kalın ve ciddi ve “soğuk” kitaplarla (bir manada) cebelleşen insandır.

Hukukçu olmayan sıradan sokaktaki insan’ın gözüyle hukuk “soğuk”tur! Zira sokaktaki adam’ın hukuk’u hissettiği zamanlar genellikle hukuk’un soğuk yüzünün baskın olduğu anlar’dır. Ne zaman hisseder hukuk’u sıradan/sokaktaki insan? Bir “hak”kı ihlal edildiğinde, muhataplarıyla bir ihtilaf yaşadığı ve bu ihtilaf “Mahkeme”lik safhaya geldiğinde… Adliye koridorları, “Polis”in gelmesi, “Karakol”a gidilmesi, “Savcılık”ta ifade verilmesi, … Ve evet, bunlar çok sevimsiz, kimsenin yaşamak istemediği, yaşamış ise de hatırlamak istemediği durumlardır.

Günlük hayatta ise insanların hukukla teması ya hukuk ile ilgili bir tv programına katılan bir “hukukçu”nun (çoğu zaman) onların anlamadığı/anlamını bilmedikleri bir sürü kelime ile kurduğu ağdalı cümleler ve bu ağır dil yetmiyormuş gibi x kanunun y maddesi uyarınca … diye giden cümleler veya kitapçıda keyifle gezinirken, kalınlıklarıyla insanı ürküten hukuk kitaplarını görmekle oluyor.

Halbuki evet belki “hukuk bu değil” diyemeyiz; ancak, “hukuk”un da hakkını vermek açısından en azından şunu rahatlıkla ve kesinlikle söyleyebiliriz ki, “hukuk, sadece bunlar değil”!
“Hukuk”u böyle algılamak, “hak”kın çoğulu, hak(lar) manasında olan hukuk’un hak’ını yemek, hukuk’a haksızlık etmek olur!

Bu algılar/algılamalar elbette yanlış değil. Böyle algılanıyor olması “hukuk”un “hava”ya benzemesindendir!
Bir çoğumuz ve hatta herkes havanın ne kadar önemli, hayati ve değerli, ne kadar onsuz olmaz birşey olduğunun farkında değildir! bunun farkında ise bile, günlük hayatında bunu çok önemsemez, çünkü hava “nasılsa var”dır, bu “olağan”dır ve üstünde durulacak bir husus değildir (gibi algılanır). Ne zaman ki havadan yoksun kalma tehlikesi baş gösterir, havanın ne kadar hayati olduğu o zaman anlaşılır.

Aslında hukuk, tıpkı hava gibi her günümüzde hatta her anımızda bizimle birliktedir, hatta içimizdedir! Zira eğer bugün huzur içinde evlerimizde oturabiliyorsak, yataklarımızda uyuyabiliyorsak bu, hukukun sağladığı hukuki düzen sayesindedir.

Hukuk, sadece okullarda okutulan bir bölüm veya sadece bir meslek değildir!
Hukuk, normları (anayasa, kanunlar, tüzükler, yönetmelikler ve sair tüm düzenleyici işlemler), mensupları (hakimler, savcılar, avukatlar, polisler ve sair adli personel), kurumları (Yasama, Yürütme ve Yargı’ya bağlı tüm kurumları) büyük bir harmoniyle birleştirir ve tüm bunlardan “hukuk düzeni”ni oluşturur. Ve işte fertler/bireyler, hukuk diliyle hukuk düzeni diye adlandırılan bu büyük yaşam havuzunda yaşamlarını sürdürürler.

Balık için su ne ise, insan için hukuk odur. Fakat şair Hayali’nin “Ol mahiler ki derya içredirler deryayı bilmezler” (O balıklar ki denizin içindedir, denizi bilmezler) dizelerinde dediği gibi nasıl ki denizdeki balık denizin farkında değilse, insanlar da hukukun öyle farkında değillerdir! Ne zaman ki deniz kirlenir/bulanır veya denizden çıkarılır, balık o zaman idrak eder/anlar denizin, suyun kıymetini, meğer deniz/su ne kadar mühim imiş diye!..
Ve madem hukuk, insanlar için bu kadar önemlidir, hayatidir, insanlar buna bigane (kayıtsız) kalmamalıdır.

Amacımız ve dileğimiz, insanların hukukla yaşamakta olduğu bu içiçeliğin farkına varması ve haklarına daha iyi sahip çıkabilmeleri için hukuklarını ve hukuku daha iyi tanıyabilmelerine katkı yapmaktır.

Hukuk, orjin olarak aslen Arapça kökenli bir kelimedir ve hak kelimesinin çoğul hali yani haklar anlamındadır. İnsanın haklarına sahip çıkabilmesi, savunabilmesi, insanca bir yaşam sürebilmesi ancak haklarını yani hukukunu, yani Hukuk’u bilmesi ile mümkün olabilir. Haklarını bilmeyen bir ferdin haklarını savunması/koruması mümkün olamayacağı gibi, haklarını koruyamayan bireyin insanca bir yaşam sürebilmesi de mümkün değildir! Hukuk’u/hakları öğrenmek, onları savunabilmenin/koruyabilmenin ön şartıdır.

Hukukun egemen olmadığı yerde, zorbalık ve güç’lünün kuralları egemen olacaktır. Zorbalık ve güçlünün egemen olduğu bir düzende ise insanların mutlu bir yaşam sürmesi mümkün değildir.

Sağlam ve sağlıklı bir hukuk düzeni ancak bilgiyle donanmış bilinçli bireylerle mümkün olabilir ve/veya korunabilir. Bu çalışmamızla bu büyük ve erdemli çabaya katkı yapabilmeyi umuyoruz.

Toplumsal yaşamın tüm normlarını kapsayan bu bilim dalının bilgileriyle donandıkça, bireyin kendine güveni, toplumla da barışıklığı artar. Kişi hukukla biraz ilgilenildiğinde hukukun aslında hiç de zor, somurtkan yüzlü veya soğuk ve binlerce sayfalık kitapların ezberlenmek zorunda olduğu bir veri yığını olmadığı, aksine ezberin hiç gerekmediği ve zaten veri fazlalığı sebebiyle ezberin aslında imkansız olduğu hemen görülecektir.

Hukuku seven, haklarını bilen, kendine güvenen, toplumla barışık, erdemli bireyler oluşmasına katkı yapmayı amaçladık. Bu amacımıza hukuka “merhaba” diyerek destek vereceğinizi umuyoruz.

Av.Veysel Danış

Avukat Veysel Danış

Hukuk Danışmanlığının Devamlılık Özelliği

Hukuk Danışmanlığının Devamlılık Özelliği

Hukuk danışmanlığı hizmeti hukukçuların (ve genellikle avukatların ) verdiği bir hizmet ise de avukatlık ve diğer bir çok meslek ve hizmet dalından farklı özellikleri var hukuk danışmanlığının: Hizmetin alımı için ihtiyacın doğmuş olması gerekmemesi;  ve hizmetin devamlılık arz etmesi…

İktisadın klasik ilkesine göre ihtiyaç talebi, talep de arzı doğurur.

Hukuk danışmanlığı ve Mali danışmanlık (Finans Danışmanlığı) hizmetlerinin “ihtiyaç” ile “talep” arasındaki bu klasik ilişkiye istisna teskil ettikleri kanaatindeyim.  İktisattaki ilkeye göre bir mal veya hizmete ihtiyaç duyan kişi bu ihtiyacın tatmini için harekete geçer. Buna örnek olarak ayakkabıya ihtiyaç duyan kişinin ayakkabı alma arayışına girmesi, kalacak bir yere ihtiyaç duyan kişinin otel arayışına girmesi hallerini gösterebiliriz.  Ayakkabıya ihtiyaç duymayan kişinin ayakkabı arayışına girmemesi ve ayakkabı almaması, keza evi olan bir kişinin kalacak bir yere ihtiyaç duymaması ve otel odası tutmaması normal, olağan ve hatta olması gereken bir haldir. Kalacak evi olan bir kişinin kalmayacağı halde bir otel odası kiralamasını normal, olağan, mantıklı bir davranış olarak tanımlamak pek mümkün değil herhalde.

Fakat Mali danışmanlık, diğer adıyla Finansal Danışmanlık için aynı iddiada bulunulabilir mi? Böyle bir iddia kanaatimce Mali Danışmanlık için de, Hukuk Danışmanlığı için de yanlış olacaktır. Zira mali danışman ve hukuk danışmanı, ticari ve sosyal hayatında güvenli işlemler yapabilmesinde kişinin en büyük yardımcılarıdır.

Finans ve hukukun taalluk ettiği, ilintili olduğu konular hem çok fazladır; ekonomi ve hukuk hayatla içiçe olan iki bilim dalıdır. İnsanlar günlük hayatları süresince küçük-büyük sürekli finansal ve hukuki muameleler yaparlar. Bu tabii bir mecburiyettir zira bir sosyal ortamda yaşamaktadır insanlar; ve bu sosyal ortamın belli bir sosyal ve hukuki düzen içinde işlemesi de tabii bir lüzumdur.

Para ile yoğun ilişkisi olan kişi ve kurumların mutlaka mali danışmanlık almaları gerektiğini düşünüyorum. Kişi ve kurumların hukuk danışmanlığı almalarına ihtiyaç doğuran sebepler ise iki tanedir:
* Para ile yoğun ilişki
* İnsanlarla yoğun ilişki

İnsanlarla yoğun ilişki kuran, yaşayan kişilerin ihtilaflar yaşaması kaçınılmazdır. Ve bu ihtilaflar meydana geldiğinde onların güvende kalmasını sağlayacak olan hukukçu ve mali müşavirlerinin verdiği tavsiyeler olacaktır.

Veysel Danış

Avukat Veysel Danış

Ticaret Hukuku Avukatı

Ticaret Hukuku Avukatı

Ticaret davaları avukatı kimdir, kime, hangi avukatlara “ticaret hukuku uzmanı avukatı” denir, bir avukat nasıl “ticaret hukuku avukatı” olur soruları insanların en çok merak ettiği ve avukatlara da en sık sorulan sorulardandır. Bu tanımları açıklayalım:

Ticaret hukuku, taraflarından en birisi Türk Ticaret Kanununda tanıma uygun olarak “tacir” (ticaret ile iştigal eden kişi veya kuruluş) olan davaları konu edinen hukuk dalıdır. Ticaret Mahkemeleri de taraflarından en az birisi tacir olan davalara bakan ihtisas mahkemeleridir.

“Ticaret hukuku avukatı”, ticari ilişkilerden doğan davalarına bakan avukattır. Avukatlık mesleğini yürütürken ağırlıklı olarak “ticaret hukuku davaları”na bakan avukatlar “ticaret davaları avukatı” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bir avukat nasıl “ticaret davaları avukatı” olur?  Bir avukatın ticari davalar avukatı olmasının belli, belirli, özel bir ihtisas eğitimi veya sertifikasyonu yoktur. Bir avukat “ticaret hukuku”na yoğunlaşarak ağırlıklı olarak ticaret hukuku, ticaret mahkemeleri ve ticari davaların dokümanlarını, mevzuatını, içtihatlarını okursa, mesleğini icra ederken ağırlıklı olarak ticaret hukuku davalarını yürütürse bu çalışmaları neticesinde ticaret hukuku davaları konusunda doğal olarak iyi bir bilgi ve deneyim seviyesine ulaşır. Ticaret hukukuna, ticari davalara bu şekilde özel bir ilgi göstererek belli bir bilgi ve deneyim seviyesine ulaşmış avukatları müvekkilleri ve onu tanıyanlar diğer kişiler “ticaret hukuku avukatı” şeklinde tanımaya, tanıtmaya başlarlar.

 

Ticaret Avukatı İstanbul Hukuk danışmanlığı Ticaret Hukuku.

Avukat Veysel Danış

Miras Davası Avukatı

Miras Davası Avukatı

“Miras avukatı” kimdir; kime, hangi avukatlara “miras davası avukatı” denir; bir avukat nasıl “miras davaları avukatı” olur soruları insanların en çok merak ettiği ve avukatlara da en sık sorulan sorulardandır. Bu tanımları açıklayalım:

“Miras davaları avukatı”, miras davalarına bakan avukattır. Avukatlık mesleğini yürütürken ağırlıklı olarak miras davalarına bakan avukatlar “miras avukatı” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bir avukat nasıl “miras davası avukatı” olur? Bir avukatın miras avukatı olmasının belli, belirli, özel bir ihtisas eğitimi veya sertifikasyonu yoktur. Bir avukat “miras hukuku”na yoğunlaşarak ağırlıklı olarak miras hukuku ve miras davaları dokümanlarını, mevzuatını, içtihatlarını okursa, mesleğini icra ederken ağırlıklı olarak miras davalarını yürütürse bu çalışmaları neticesinde tazminat davaları konusunda doğal olarak iyi bir bilgi ve deneyim seviyesine ulaşır. Miras hukukuna, miras davalarına bu şekilde özel bir ilgi göstererek belli bir bilgi ve deneyim seviyesine ulaşmış avukatları müvekkilleri ve onu tanıyanlar diğer kişiler “miras avukatı” şeklinde tanımaya, tanıtmaya başlarlar.

 

Miras avukatı istanbul miras Hukuku.

Veysel Danış, Sükuttan değerli sözler,

Kitap Bağışı

Kitap Bağışı

Veysel Danışİnsanlar soruyorlar:  Kitap bağışı konusunda niye bu kadar hassassın? Neden kitap bağışı konusuna bu kadar önem veriyorsun? diye. Kitap bağışı çok önemli;  Çünkü:

  • Herkes kitap alacak bütçeye sahip olmayabiliyor.
  • Kitap alacak bütçesi olsa bile herkes kitap alabilecek noktalara ulaşamayabiliyor.
  • Kullanılmayan kitapların yerinin raflar değil, o kitaplara ihtiyaç duyan diğer insanların kucakları olduğuna inanıyorum.
  • Kitaplar bilginin ışığının beyinlere işlendiği menbalardır.  Kitaplara herkesin bol miktarda ulaşmasını istiyorum.
  • İnsanlar kitap okumuyor lafına inanmıyorum.  İnanmıyorum çünkü gözlemlerim ve şahit olduklarım böyle değil.  İnsanlar kesinlikle kitap okumuyor değil ;  kitap okuyamıyor!  Bu, çok temel bir farktır.  İnsanlar kitaba ulaşamıyor 🙁  Kitaba ulaşan insanların kitaplara ve okumaya nasıl sarıldıklarını görüyorum.
  • Kitap bağışı bence diğer bağışlardan farklı bir bağıştır.  Elbette ki bütün bağışlar kişinin verme hislerini temsil ettiği için hoştur, güzeldir.  Kitap bağışını diğer bağış türlerinden ayıran husus bence kitap bağışı ile bilgiye doğru yola çıkmış insanlara bir mum yakılıyor olmasıdır.
  • Kitap bağışı tüketilen, tükenen, tüketilebilen bir bağış türü değil!  Bağışlanan 1 adet kitap bile bir çok kişiye, senelerce bilgi aktarabilir!
  • Kitap bağışı hem balıktır, hem de balık tutmayı ve diğer birçok bilgiyi öğretmektir.

Sevgili dostlar…  Bence siz Veysel Danış kitap bağışı için niçin kendini böyle paralıyor diye sormayı bırakın…

Biz niçin kitap bağışı için Veysel Danış gibi kendimizi paralamıyoruz diye sormaya başlayın  🙂

 

Veysel Danış’ın ZEST bünyesindeki kitap bağışı çalışmaları hakkında detaylı bilgi için tıklayın

 

Avukat Veysel Danış

Avukat Ne Zaman Lazımdır?

Avukat Ne Zaman Lazımdır?

Avukat Veysel Danış

Hukuk danışmanlığı, avukat ne zaman lazımdır?  Sadece hukuki bir problem olunca (mı?) lazımdır avukat ve hukuk danışmanlığı!

Ülkemizde çoğu insan maalesef “Problemim yokken niye avukata gideyim/niye hukuk danışmanlığı alayım” veya “müşterilerim/eşim/ortaklarım/komşularım/… ilişkilerimi avukat olmadan da yürütebiliyorum işte! Niye avukat tutup hukuk danışmanlığı için boşuna para vereyim ki?..” diye düşünmekte…

Bu düşünce ilk bakışta doğru gibi gözükür!.. Doğru gözükür çünkü ilişkide henüz bir problem yaşanmadığı için hukuk danışmanlığı için avukata müracaat gereksiz, manasız, faydasız, fuzuli masraf, fuzuli uğraş gibi algılanmakta. Fakat bu düşünce tarzının yanlış olduğunu yüzlerce defa hem yaşadım, hem gözlemledim. Bu düşünce tarzı kesinlikle yanlıştır!.. Çünkü işin uzmanından yardım almadan, babadan kalma yöntemlerle yürütülen iş ve ilişkilerde sonunda bir gün problemler oluştuğunu yüzlerce defa gözlemledim.

Peki insan ihtiyaç duymadığı bir malı/hizmeti niye alsın ki? Bunun cevabı elbette “korunmak için!”dir. Neyden korunmak? Muhtemel risklerden tabii!..
Bu duruma yüzlerce örnek verilebilir ise de, biz bir kaç örnek vermekle yetineceğiz:

* Lastikçiye gitmek için arabamızın lastiklerinin patlamasını, bizi yolda bırakıp perişan etmesini beklemek mi doğrudur?
Yoksa lastik patlamamışsa dahi, belli periyotlarla lastikçiye gitmek ve lastikleri kontrol ettirmek mi daha doğrudur?..

* Dişçiye gitmek için dişlerimizin çürümesini, ağrımasını beklememiz mi doğrudur?
Yoksa dişlerimiz daha çürüyüp elimizden gitmeden dişçiye gidip onları nasıl koruyacağımızı öğrenmemiz mi daha doğrudur?..

* Çocuğumuzu doktora götürmemiz için hasta olmasını beklemek mi doğrudur?
Yoksa çocuk daha hasta olmadan periyodik şekilde doktora götürüp, gelişmesinin normal olup olmadığını kontrol ettirmemiz, doğru besleyebilmemiz için tavsiyelerini almamız, aşılarını yaptırarak hastalıklara karşı direncini arttırıp kolayca hasta olmasını engellememiz mi daha doğrudur?

* Evimize, işyerimize yangın söndürücü almamız için yangın çıkmasını beklememiz mi gerekir?
Elbette ki daha yangın çıkmadan evvel yangına hazırlıklı olmak ve yangın çıkarsa söndürebilmemiz için gerekli tedbirleri almak gerekir.

Peki bir kişiye veya kuruma avukat ne zaman lazımdır?

Şurası kesindir ki, uzmanlığa verilen para asla gereksiz harcanmış bir para değildir; ve yaratacağı faydalar ve/veya engelleyeceği zararlar şeklinde kat kat fazlası ile bize geri dönecektir.

Ülkemizde insanlarımızın koruyucu/önleyici bu hizmetlere yeteri kadar talep göstermemesinde, bu hizmetlerin maliyetlerinden çekinmelerinin önemli bir etken olduğu kanaatindeyim. Size sevindirici bir bilgi vereyim: kontrol maksatlı koruyucu/önleyici hizmetlerin maliyetleri zannedildiğinden çok düşüktür. Çünkü bu hizmetler müşavirlik düzeyindedir ve hangi meslekte olursa olsun yüzeysel işlemlerdir. Lastikçi arabanızın lastiklerinin genel durumunu ve hava miktarını kontrol edecektir;
Diş hekimi dişlerinizde çürük başlangıcı veya probleme yaratabilecek başka bir belirti olup olmadığını kontrol edecek, genel bir ağız muayenesini yapacaktır; Doktor çocuğunuza aşı yapacaktır; Avukat da size yürütmekte olduğunuz ilişkide güvende olmanız için nasıl davranmanız gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunacaktır.

Avukatın hukuk danışmanlığı koruyucu/önleyici maksatlı bu kontrol hizmetleri yüzeyseldir ve ücreti de fazla yüksek olmayacaktır. Bunların maliyetinden de korkmamak lazımdır; zira bu küçük maliyetlere karşılık size sağlayacağı koruyuculuk, sizi uzak tutacağı riskler ve bu risklerin gerçekleşmesi halinde yaşayacağınız sıkıntı ve yapmak zorunda kalacağınız masraf miktarlarıyla kıyaslandığında, bu hizmetlere ödenen ücretler tabiri caizse devede kulak kalacaktır.

Siz hukuk sever dostlarıma naçizane tavsiyem şudur ki, koruyucu/önleyici maksatlı bu işlemleri ihmal etmeyin… Konuyu hukuk özelinde ele alırsak, avukattan hukuk danışmanlığı almak için ilişkilerinizde problemin doğmasını beklemeyin. Sizi temin ederim avukata “bu ilişkide problem doğmasını nasıl engelleyebilirim?” diye sormak, “bu problemi nasıl çözebilirim?” diye sormaktan çok daha kolay ve ucuz olacak, güvenli, dertsiz, stressiz bir hayat yaşamanıza büyük katkısı olacaktır.

Av.Veysel Danış

 

Danışmanlık, hukuk danışmanlığı avukat ne zaman lazımdır Avukat Veysel Danış istanbul.

"Sorunum Çözülsün Artık" diyorsanız Tıklayın